Tüm seyahatten dönenlere söylenen bir cümle vardır; yediğin içtiğin senin olsun bize gördüklerini anlat! Benim seyahatim de tam da bu klişeye uyan bir tecrübe oldu.
Bu yıl okulumuzun profesyonel gelişim fırsatlarından biri olan yurt dışındaki bir okulu ziyaret edenlerden biri de bendim. “Öğretmenler ve veliler, okulun yaşamına ve misyonun gerçekleştirilmesine katılarak kendini yaşam boyu öğrenmeye ve hizmete adamış bir topluluk haline gelmeye teşvik edilirler.” cümlesi okulumuzun felsefesinden bir alıntıdır. Bu felsefenin pratiğe yansımasının bir örneği benim adıma bu okul ziyareti oldu.
Daha önce başka bir ülkede eğitim görme ya da çalışma şansım olmadığı için bu bir haftalık ziyaret benim için eşsiz bir deneyim oldu. Burada yaşadığım fanusun dışına çıkıp başka denizlerde yüzmek ve o fanusa bir de dışarıdan bakmak bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı. Kendi konfor bölgemden çıkıp tüm aşamalarını kendimin planladığı tamamen yalnız başıma geçen bir seyahat ayrıca kişisel gelişimime de oldukça büyük bir kazanç oldu.
Ziyaretimi Berlin Brandenburg Uluslararası Okuluna yaptım. Kısa adıyla BBIS, Berlin’de tümüyle IB programını uygulayan tek okul olma özelliğini taşıyan 25 yıllık CIS tarafından da yetkilendirilmiş bir okul.
Uluslararası bir okul olması sebebiyle 68 farklı milliyete ev sahipliği yapıyor. Bu çeşitlilik doğal olarak okulun uluslararası bir bakış açısına sahip olmasını sağlıyor. Bu ziyaretimde gördüm ki bu kadar farklı millete ve kültüre ev sahipliği yapıyor olmak elbette bu bakış açısına sahip olmayı kolaylaştırmaktadır ancak burada deneyimlediklerimden sonra anladım ki bu kadar kültürel çeşitliliğe sahip olunmadan da uluslararası bir bakış açısına sahip olunabilir.
Bir hafta boyunca ilkokul kısmının neredeyse tüm sınıflarını gözlemleme ve gerektiğinde öğretmenlerine de yardımcı olma şansı buldum. Planlama toplantılarına katıldım. Tüm bunları yaparken dünyanın her yerinde öğretmenleri bekleyen benzer zorlukların ve problemlerin olduğunu görmek beni hem şaşırttı hem de tuhaf bir şekilde rahatlattı. Yalnız değiliz!
Gözlemlerim sırasında beni en çok şaşırtan durum öğrencilerin bağımsız hareket edebilme becerileri oldu. Birinci sınıf öğrencilerinin kendi getirdikleri yemeği ya da yemekhaneden ödemesini kendileri yaparak aldıkları yemeği yanlarında bir yetişkin olmadan yiyebilmeleri benim daha önce yaşamadığım bir durumdu. Belki de çocukların kendi başlarına neyi yapıp neyi yapamayacaklarını biz yetişkinler belirleyip sınırları çiziyoruz diye düşündüm ve döndükten sonra bu konuda biraz daha farkındalıkla hareket etmeye başladım. Geçen gün bir öğrencime çorba alırken tam da müdahale etmek üzereyken durabildim ve sadece izledim. Aslında çocuklar bizim düşündüğümüzden daha yetkin olabilirler!
Kendime not: Öğrenen özerkliğine daha fazla kafa yor!
Okulumuzun felsefesinde öğrenci merkezli olmaya ve bağımsız öğrenmeye vurgu yapılmaktadır. Bu nedenle de öğrenen özerkliği konusuna biraz daha eğilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bu bir haftalık tecrübeden cebimde bir sürü fikirle, etkinlik ve materyal örnekleriyle döndüm. Tüm bunları okulda her uygun ortamda takım arkadaşlarımla ve meslektaşlarımla heyecanla paylaşmaya başladım. İhtiyaca uygun defterler tasarlayıp bu defterlerin çalışma kağıtlarına alternatif olarak kullanılması ilk etapta sevdiğimiz bir fikir oldu. Bu konuda harekete geçtik bile!
Akreditasyon sürecinden geçerken de gördüğümüz gibi öğretmenlerin mesleki gelişimine verdiği fırsat ve katkılar okulumuzun övgüye değer bulunan yanlarından biri. Meslektaşlarıma bu fırsatı kullanmalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. Seyahat değiştirir derler ya gerçekten bu seyahat benim farklı bir bakış açısı edinmemi sağladı.
Kişisel ve mesleki gelişimime büyük katkısı olan bu tecrübeyi yaşama şansı verdiği için okul yönetimimize teşekkür ederim.
–Seren Nazırdır, İlkokul İngilizcesi Öğretmeni
